Zaman yine tüm acımasızlığı ile sahnede...
Benzim hüzün sarısı.. Gözlerimde bir ceylan ürkekliği...
Kırık dökük alfabemin kayıp olan üç harfine eşitlemiştim adını...
Oysa nicedir yürüdüğüm yollar yokluğuna çıkarmış bilemedim...


Sahi ! Gittiğin yolların dönüşü var mı Lal-i Sevda ?


Seni götüren vagonun arkasından öylece bakarken yüreğim tökezledi
"umuda" giden yollarda... Şimdi kör bir balıkçıyım oltasına takılmış umudu çıkarmaya çalışan...
Ellerim kan revan...


Susma Lal-i Sevda...Sus(ma)...
Söyle kaç celsede hüküm giyer Âşk...
Daha kaç geceye bulaşır yokluğunun isi...
Kaç kez daha işgal eder Şehr-i İstanbul'u hüznüm...


Biliyormusun Lal-i Sevda !...
Ayaz değdiğinden beri gülümseme(ne)me küflü bir yalnızlık kaldı zulamda...

Sırtımda kanlı gömleğim masamda kırık bir kalem...


Tabureler mi ? Onlar çoktan devrildi...